Deprem gerçeği unutulmamalı!

Nüfusu, ticaret hacmi ve sanayisiyle Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri konumunda olan Bursa, aktif fay hattı üzerinde yer alası nedeniyle deprem tehlikesini en yakından yaşayan şehirlerden biri. 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depremi’nin yıldönümünde Bursa’nın depreme hazır olup olmadığını ve kentsel dönüşüm çalışmalarını yerel yöneticilere, akademik odalar ve STK başkanlarına sorduk.

GÜNDEM 19.08.2020, 11:31
Deprem gerçeği unutulmamalı!

17 Ağustos Depreminin ardından 21 yıl geçti. Yüreklerdeki acılar tazeliğini koruyor. Bir deprem kuşağının üzerinde olan Türkiye, o tarihten bu yana, irili ufaklı birçok sarsıntıyla, deprem gerçeğini yakından yaşamaya devam ediyor. Ancak bu depremler kısa süreliğine farkındalık uyandırsa da, ne yazık ki bir süre sonra hafızalardan silinip gidiyor.

Aktif bir fay hattının üzerinde yer alan Bursa da, depreme en iyi hazırlanması gereken şehirlerin başında geliyor. Peki, Bursa depreme hazır mı, 21 yılın ardından gerekli dersler çıkarıldı mı, depreme dayanıklı binalar yapmak amacıyla başlatılan kentsel dönüşüm çalışmaları amacına hizmet ediyor mu?

BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI ALİNUR AKTAŞ

Türkiye’nin hemen tamamı bir deprem bölgesidir. Bu konuda önemli sınavlar verdik, veriyoruz. Her deprem sonrasında konuştuğumuz konular, ne kadar hazır olduğumuz veya olmadığımızla ilgili. Bu sınavların en sonuncusunu, Elazığ ve Malatya’yı etkileyen depremlerde verdik. Devletimiz tüm kurumlarıyla birlikte deprem sonrası gerekli önlemleri alıyor. İhtiyaç duyulan her türlü personel, araç, gereç ve teçhizat kısa sürede deprem bölgesine ulaştırılıyor. Diyebiliriz ki deprem öncesi ve sonrası yapılacaklar ile ilgili ülke olarak ciddi bir bilgi birikimimiz var. Önemli olan bu bilgi birikimini, hasarı en az boyutta atlatmak için kullanmaktır. Kuzey Anadolu fayı sisteminde meydana gelen büyük depremler, 1939 yılından beri batıya doğru göç eden bir sistematiğe sahip. Marmara’da olası deprem tehdidi altında olan tek kent İstanbul değildir. Türkiye’nin ağır sanayisinin kurulu olduğu Bursa’mız da olası bir deprem riski altındadır. Kentimizde meydana gelecek bir deprem ise büyük can kayıplarına neden olacak ayrıca ülkemizin ekonomisini de derinden etkileyecektir. Biz Bursa’yı, Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde depreme en hazır şehir haline getirmek için yoğun çabalar sarf ediyoruz. Tüm kurumlarımızla birlikte, elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Ancak her depremde görüyoruz ki deprem değil kalitesiz binalar felakete yol açıyor. Kış geldiğinde aracımızın ona göre bakımlarını yapıp, kış lastiklerimizi takıyoruz. Yine mevsime göre kıyafetimizden ayakkabılarımıza kadar her şeyin bakımını yapıyoruz. Lakin ömrümüzü geçirdiğimiz, çocuklarımızla, ailemizle, sevdiklerimizle yaşadığımız evlerle alakalı ise ‘30-40 yıllık evlerimizi devlet alsın, metrekareye metrekare versin hatta daha fazla versin’ yaklaşımı içinde çözümü hep başkalarında arıyoruz. Bu anlayış yüzünden kentsel dönüşümde sonuca gidemiyoruz. Hal böyle olunca 3-4 katlı binalar yerine 13-14 katlı binalar yapıyoruz. Sonunda da trafik problemi, sosyal donatı alanı ve yeşil alan yetersizliği ile yaşadığımız şehri kâbusa çeviriyoruz. Bu konuda mutlaka kendimizi revize etmeliyiz.

OSMANGAZİ BELEDİYE BAŞKANI MUSTAFA DÜNDAR

Deprem kuşağında yer alan Bursa'da bu gerçekle yaşamayı öğrenmeliyiz. Tarihi doku içinde depremselliği de dikkate alarak modern bir şehir kuruyoruz. Deprem tehlikesi karşısında önemli kırılganlıklara sahip büyükşehirlerden biriyiz. Bursa’nın 1. derece deprem kuşağında yer aldığından hareket çalışıyoruz. Bu yüzden Türkiye’de Kentsel Dönüşüm Master Planı yapan ilk belediyeyiz. Osmangazi'de deprem gerçeğini göz önünde bulundurarak hem sahip olduğumuz tarihi mirası, hem de planlı şehirleşmenin önünü açmak amacıyla Kentsel Dönüşüm projelerimizi başlattık. Osmangazi'de sağlıklı şehirleşmeyi 2009 yılından itibaren gündemimize aldık. İlk olarak Osmangazi Belediyesi, bünyesindeki mimarlar, uzmanlar, şehir plancıları ile birlikte, akademik odaların ve üniversitenin de desteğini alarak 2011'de Şehircilik Akademisi'ni kurduk. Şehircilik Akademisi ile kentsel dönüşüm projeleri ve planlı bölgeler oluşturmak, deprem riskine karşı alınacak tedbirleri belirlemek ve uygulamak, şehrimize estetik ve vizyon kazandıracak yatırımlar oluşturmak üzerine çalışmalar yaptık. Master Plan çalışmaları kapsamında ilçemiz genelinde; ulaşım, bina kullanımı, sosyo-ekonomik yapı, kat adetleri analizi, afet riskli ve koruma alanlarının tespitini yaptık. İlçemizi kentsel yenileme, kentsel tasarım, kentsel iyileştirme ve kentsel yeniden oluşum olmak üzere 4 farklı müdahale bölgesine ayırdık. Deprem gerçeğini göz önünde bulundurarak hem sahip olduğumuz tarihi mirası hem de planlı şehirleşmenin önünü açmak amacıyla Türkiye’deki en kapsamlı örnek kentsel dönüşümü Soğanlı’da hayata geçirdik. Türkiye’ye örnek ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ideal gösterdiği zemin+5 kat olarak inşa ettiğimiz depreme dayanıklı, modern konutlarda yaşam başladı. Soğanlı’da bugüne kadar toplam 849 konut ve 218 ticari alanı hak sahiplerine teslim ettik. Şimdi ise aynı bölgede 6’ıncı etaba başladık. Riskli yapıları yıkıp, insanlara güvenli gelecek sunmayı hedefliyoruz. Belediye olarak, inşaatlarımızı zemin güçlendirme çalışması ile yapıyoruz. Kükürtlü’nün değişime ihtiyacı vardı. Burası, yeni kentsel dönüşüm noktası olarak belirlediğimiz bir bölge. Onaylanan kentsel dönüşümün ilk kazmasını da vurduk. Bizler, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın lojman olarak kullandığı riskli yapıyı yıkarak ilk adımı attık. İnşallah, bu inşaattan sonra özel sektör diğer kesimlere katkı sağlar. Hayırlı, uğurlu olsun. Osmangazi Belediyesi olarak deprem başta olmak üzere yaşanabilecek tüm afet türlerine karşı hazırlıklı olma ve önlem alma amacıyla yürütülen bilimsel projelere her zaman katkı sağlıyoruz. Bizler bu hassasiyetle çalışırken değerli hemşehrilerimizin de aynı özeni göstererek oturdukları binaların deprem ve afet risklerine karşı korunmuş olmasına dikkat etmelerini ve kaçak yapılaşmadan uzak durmalarını özellikle rica ediyorum

YILDIRIM BELEDİYE BAŞKANI OKTAY YILMAZ

Depremler hayatın bir gerçeği. Ülkemiz ve şehrimiz gibi deprem kuşağında yer alan bölgeler için bu gerçeği unutmak, göz ardı etmek gibi bir durum söz konusu olamaz. Toplum olarak tarihimiz boyunca depremlerin acısını birçok defa yakından yaşadık. Ancak 21 yıl önce yaşadığımız ve binlerce insanımızı kaybettiğimiz Marmara Depremi, bu konuda alınacak önlemler ve hazırlıklar ile deprem sonrasında yapılacaklar noktasında bir milat oluşturdu. Biz, yerel yönetim olarak deprem ve depremselliğe yaklaşımımızı iki başlık altında değerlendiriyoruz.

Birincisi deprem öncesinde yürütülecek çalışmalar. ‘Deprem öldürmez, bina öldürür’ gerçeğinden hareketle yapı stokumuzu güvenli hale getirmek için yoğun bir çaba içerisindeyiz. Plansız ve güvensiz yapıları, güvenli konutlara dönüştürmek için kentsel dönüşümü bir tercihten ziyade bir zorunluluk olarak değerlendiriyoruz. Bu süreci sağlıklı yönetmek adına öncelikle ilçemizdeki imar ve mülkiyet sorunlarını çözmek için çalışıyoruz. Bu problem ortadan kalktığında kentsel dönüşüm kendiliğinden bir ivme kazanacaktır. Bu konuda diğer hassas olduğumuz konu ise kaçak, sağlıksız ve plansız yapılaşma. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren buna karşı yoğun bir mücadele başlattık ve bu konuda kesinlikle taviz vermeyeceğimizi belirttik. Çocuklarımızın geleceğini tehdit eden ‘tabut evler’in yapılmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Yıldırım Belediyesi Afet Yönetim Merkezi’nde ise Yıldırım’ın dört farklı noktasında yerleştirdiğimiz deprem izleme ve ölçüm istasyonlarımızda, olabilecek zemin hareketlerinin dijital ortamda verisini elde ediyoruz.

Depremle ilgili diğer bir önemli konu da deprem sonrası için yapılacak çalışmalar. Şu an yürürlükte olan ve kamu kurumlarımızla birlikte yürüttüğümüz bir ‘Afet Yönetim Planı’mız var. Bu kapsamda olası afet sonrasında toplanma yerleri hazır. İnsanlarımızın bu konudaki bilincini artırmak ve farkındalık oluşturmak adına seminerler, bilgilendirme toplantıları ve tatbikatlar düzenliyoruz. Mahalle konaklarımızda deprem odaları oluşturuyoruz. Herhangi bir afet durumunda en hızlı ve doğru şekilde müdahale etmek için de ekiplerimizi sürekli eğitiyoruz. Sonuç olarak, depremler olacaktır bunu önleyemeyiz, ancak buna karşı gerekli önlemeleri almakla sorumluyuz ve bu sorumluluğumuzu yerine getirmek için çalışıyoruz.

NİLÜFER BELEDİYE BAŞKANI TURGAY ERDEM

17 Ağustos tarihi bizim için aslında deprem gerçeği ile yüzleşme tarihi. Bu tarihi unutmamız mümkün değil, ancak hatırlamak yetmez, hepimizin üzerine düşeni yapması gerek. Hepimiz biliyoruz ki Bursa, deprem açısından en riskli kentlerden biri. Bu konuda acilen yapılması gerekenler var. Uzmanların bu konudaki uyarılarını kulak ardı edecek lüksümüz yok.

Türkiye’nin dört bir yanında sık sık yaşanan sarsıntılar bizim için çok önemli uyarılar. Bu uyarıları dikkate alıp artık biran önce elimizden geleni yapmak zorundayız. Nilüfer Belediyesi olarak biz deprem öncesi ve sonrası için hazırlıklarımızı yapıyoruz. Öncelikle deprem alanında yapılan bilimsel çalışmalara destek veriyoruz. Bilindiği gibi Bursa’da 1855 yılında 28 Şubat ve 11 Nisan tarihlerinde iki farklı deprem meydana gelmiş ve büyük yıkım olmuştu. O günden günümüze ulaşan tarihi kaynakların yanısıra, 1985 yılında Alman Jeolog Andrew William Coburn ve Jeofizik Mühendisi Uğur Kuran da gözlemsel raporlar hazırlamış.

İşte bu bilgiler ışığında aynı acıların tekrar yaşanmaması adına 2017 yılı Ağustos ayında Bursa Fayının güzergahının belirlenmesi için ilk aletsel çalışma Nilüfer Belediyesi tarafından yaptırıldı.

O dönemde çalışmayı yürüten Anadolu Üniversitesi Yer ve Uzay Bilimleri Enstitüsü’nden Berkan Ecevitoğlu başkanlığındaki ekip, elde edilen bulguları ilgili kurullara sunduğunda, veriler dikkate alındı ve TÜBİTAK projesi olarak tüm Bursa’da çalışmanın sürdürülmesine karar verildi.

2019 yılında da Nilüfer’den Yenişehir’e kadar saha çalışmaları sürdürüldü ve ilk aşaması tamamlandı. Elde edilen verilerin 1/1000 Uygulama İmar Planlarına da işlenebilmesi için, 2020 yılı içinde sığ sismik çalışmaları ile bu veriler detaylandırılacak.

Deprem öncesine yönelik yaptığımız bir diğer önemli çalışmamız da “Deprem İstasyonları”… Bu istasyonlarda da Bursa’nın depremselliği bilimsel olarak yakından takip ediliyor.

İTÜ-DOHAD iş birliği ile geliştirilen Deprem Tahmin Projesi kapsamında belediyemiz tarafından yapılan 22 adet istasyonda üretilen Bursa Fayına dair mikro deprem aktivitesi ve Elektrostatik Kayaç Gerginliği verileri, ilgili akademisyenlerle paylaşılıyor.

2017 yılında kurduğumuz ve her yıl yaklaşık 5 bin kişiye temel afet bilinci eğitimlerinin verildiği Nilüfer Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezimiz de deprem sonrası çalışmalar açısından önemli bir merkez. Asıl önemli olan afet öncesi önlem ve eğitim çalışmaları ki Merkezimiz bu anlamda önemli çalışmalar yapıyor. Haftanın 7 günü merkezimizde halka, temel afet bilinci, depremle yaşam, yangın söndürme ve dumanlı alan tahliyesi gibi konularda eğitimler veriliyor. Eğitime katılanlar ayrıca deprem ve duman simülasyon odalarında uygulamalara katılarak yapılması gerekenleri öğreniyor. Nilüfer halkı bu konuda çok duyarlı. Merkezimizde bugüne kadar 12 bini aşkın kişiye eğitim verildi.

Nilüfer’de ayrıca, nüfusun yoğun olduğu 30 mahallede taksi durakları yanında bulunan Mahalle Afet İstasyonları’nda olası deprem sonrası kullanılacak ekipmanlar da hazır bekletiliyor. Deprem olduğunda civardaki insanların kullanabileceği basit tahkimat malzemeleri ile battaniye ve benzeri malzemelerin bulunduğu bu istasyonların bakımı her ay yapılıyor. Nilüfer Belediyesi’nin Afet Bilgi Sistemi de bu anlamda önemli bir işleve sahip. Sistem sayesinde, afet sonrası toplanma alanları, geçici iskân-çadır alanları, sivil tahliye yolları, sahra hastanesi yapılacak alanlar ile Nilüfer’de yaşayan engelli bireylerin adres bilgileri akıllı harita üzerinde işlendi. Elbette bütün bunlar yeterli olmayabilir. Bizler uzmanların bu konudaki uyarılarını dikkate alarak yeni çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. Dileriz korktuğumuz gibi bir depremle karşı karşıya kalmayız, 17 Ağustos 1999 depremindeki gibi bir felaket bir daha hiç olmaz.

İMO BURSA ŞUBESİ BAŞKANI MEHMET ALBAYRAK

Üzülerek söylemeliyim ki bir deprem ülkesi olarak gerekli dersleri çıkartamadık. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 21 yıl geçmesine rağmen, her an deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan ülkemizde, kısa süreli ve acil olan bazı önlemlerin bile alınmadığı, para uğruna var olan risklere yeni risklerin eklendiğini görüyoruz. Deprem farklı şehirlerimizde bize kendisini hatırlatırken hala mühendislik hizmeti almamış kaçak yapılardan, depreme dayanıksız olan eski yapılarımızdan kurtulamadık. Türkiye’de yaklaşık 7 milyon konut dönüşmeyi beklerken, konut stokunun yüzde 60’ı kaçak olan Bursa’da 300 binin üzerinde konut deprem riski taşıyor. Birçok kentimizin "1/100.000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planı" yok. Olsa bile bu planlar günübirlik kararlarla bozuluyor. Yapılmaması gereken yerlere uygun olmayan, kent yaşamını sıkıntıya sokacak yapılar yapılıyor. Kentimiz açısından da durum farklı değil.

Kentsel dönüşüm için milat olmasını umut ettiğimiz 2012 yılında çıkartılan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ne yazık ki istenilen sonucu veremedi. Kentsel dönüşüm yasası ve var olan mevzuatlar; kentsel dönüşüm uygulamaları için temel beklenti olan sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede, güvenli yapılarda oturmak anlayışını karşılamıyor. Bu nedenle acil olarak revize edilmeli.

“Parsel bazında verilen emsal artışları ile dönüşüm adı altında yık-yap anlayışı ile yapılan binalar”, "Riskli alan" ve "riskli yapı" belirlenmesindeki adaletsizlik, keyfilik ve hukuksuzluk hak kayıplarına yol açtı. Kentimizde bu durumda olan ve çözüm bekleyen yüze yakın proje hukuksal eksiklikleri sebebiyle yargı engeline takıldı ve hala çözüm bekliyor. Yani kısaca depreme karşı yapı stokunu güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamaları, bugün yeni sorunların kaynağı haline geldi.

Bugünkü anlayışımızın devam etmesi durumunda insanlarımız beton yığınları altında kalacak, çok önemli olmasına rağmen “yara sarma anlayışı” ortaya çıkacak olan acıları hiçbir zaman dindiremeyecek. Esas hedef insanlarımızın enkaz altında kalmasını önlemek olmalı.

Sanayi bölgeleri ekonominin can damarı bu nedenle sanayi yapılarının da depreme hazırlıklı olması gerekli. Bursa sanayisi yaklaşık 300 bin insanın istihdamını sağlıyor. Olası bir depremde bu yapıların hasar görmesi veya yıkılması büyük can kayıplarına, acılara neden olacak. Ayrıca ülke ekonomisi ve sanayicimiz için büyük kayıplar oluşturacak. 1999 Marmara Depremi’nde yaşadığımız acıları ve kayıpları tekrar yaşamamak için sanayi yapılarımızın envanterinin bir an önce çıkartılması, gerekli güçlendirme veya düzenlemelerin yapılması şart. Ayrıca sanayi yapılarımızın projelerinin teknik bir denetimden geçmesi kaliteyi ve güveni arttırır. İMO Bursa Şubesi olarak bu anlamda yeterli teknik donanım ve bilgimizle sanayicimize destek olmak için hazırız.

MİMARLAR ODASI BURSA ŞUBESİ BAŞKANI ŞİRİN RODOPLU ŞİMŞEK

Türkiye bir deprem ülkesidir. Depremlerin nasıl büyük afetlere dönüştüğünü yakın geçmişimizde çok büyük kayıplarla deneyimlemiş olduk ve korkarım bu kadar hazırlıksız oluşumuzla deneyimlemeye de devam edeceğiz.

1999 depremlerinden bu yana öncesi ve sonrası için pek çok çalışmanın ve düzenlemenin yapılması hedeflenmiş ancak yeterli seviyeye gelinememiştir.

Maalesef çalışmaların çoğu deprem anı veya sonrasını kapsayacak düzeyde kalmakta, güvensiz yapılardan oluşan kentlerimizin sağlıklaştırılması için bilimin ve tekniğin öngördüğü şekilde bütün ve kalıcı bir planlama sürecine geçilmesi bir türlü gerçekleşememektedir. Depremi beklemek ve deprem hasarlarının ulusça paylaşılmasının örgütlenmesini değil; deprem riskinin azaltılması, depremden kaynaklanabilecek yıkımların önlenmesi için elimizden gelenin yapılmasın önemlidir.

Yasalarda ve yönetmeliklerimizde birtakım düzenlemeler yapıldı, deprem çalışmaları için Kamu kurum niteliğinde birlikler, ekipler kuruldu ancak hazırlıklarda yeterli seviyeye gelinmedi.

Çok yakın tarihte ‘imar barışı’ uygulamasıyla depreme dayanıksız ve olası depremde yıkılacak çok büyük bir yapı stoku bir nevi resmiyet ve dokunulmazlık kazandı. Bir yandan uygun yönetmeliklere göre ruhsatlandırmayı ve denetlemeyi uygulamaya çalışırken bir yandan eski yapı stoku için böylesine bir uygulamaya müsaade etmek birinci derece deprem riski taşıyan ülkemiz için birbirine tamamen zıt iki yaklaşım oldu.

Kentsel Dönüşüm, Riskli yapıların kullanım dışına çıkarılarak yerine toprak zeminin yapısına ve güncel yönetmeliklere uygun yapıların yapılması ve bu sayede olası depremlerde yaşanabilecek can ve mal kaybının en aza indirilmesi için yapılan kamusal çalışmalar olarak ortaya çıkmıştır ancak özellikle kentimizde son yıllarda ne yazık ki amacı dışında uygulanmıştır. Kentsel dönüşüm rantı çok yüksek bölgelerde yatırımcıya ve dolaylı olarak da mal sahiplerine gelir getirecek bir yapısal dönüşüm olarak gerçekleşmiştir. Bu esnada yeterli oranda sağlanamayan donatı alanları ve kentin bazı bölgelerine gelen ilave yoğunluğun yaratacağı altyapı, ulaşım ve sosyolojik değişikliklerden kaynaklı sorunlar hesaba katılmamıştır. Kenti çöküntü bölgelerinden kurtarmak üzere yapılması gereken kentsel dönüşüm uygulamaları bana göre yeni yeni çöküntü alanları yaratmıştır.

Dolayısıyla ‘kentsel dönüşüm’ ilgili yerel idarelerin yürütücülüğünde kar amacı gütmeden kent içindeki çöküntü bölgelerinin iyileştirecek, depreme dayanıklı yapıları oluşturacak ve sosyoekonomik yapıya katkı koyacak kısaca kente değer katacak projeler olarak kurgulanmalıdır. Kentsel Dönüşüm’ün odağı müteahhitler değil deprem olmalıdır.

3.Büyük İstanbul ve benzeri depreme kesinlikle hazır değiliz. İstanbul için olası bir deprem senaryosunda, 48 bin binanın çökeceği ve depremin büyüklüğünün 7,5 büyüklüğünde olacağı konuşuluyor. Türkiye’de 7 Milyondan fazla yapının deprem güvenliği yoktur. Bu binaların tespit edilip yıkılması veya güçlendirilmesi gerekirdi ancak yapılmadı. Aksine pek çoğu ‘imar barışı’ adı altında resmiyet kazandı.

Düne kadar güya inşaatların yapımlarının ve projelerine uygunluğunun denetlenmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilen Yapı Denetim Firmalarını bile müteahhitler/mal sahipleri kendileri seçiyordu. Karşılıklı anlaşmalarla seçilen bir mekanizmanın ne kadar güvenilir olacağı da şüphelidir.

Bursa kaçak yapılaşmada başı çeken illerden biridir. Yapıların yüzde 50’sinin yapılaşma izni yok, yüzde 70’inin oturma izni yok, yüzde 90’nında da kullanılan gereçler uygun değil. Bursa’da beklenilen deprem büyüklüğü 7.0’dır.Tarihi dokusu, sanayisi ve nüfus büyüklüğü hesaba katıldığında yaşanabilecek bir depremde kaybımızın maddi ve manevi olarak çok büyük olacağı açıktır. Dolayısıyla en az 7 şiddetinde bir deprem varsayımı ile önlemler alınmalıdır.

Bu bağlamda, planlamada doğru şehircilik ilkeleri uygulanmalı ve fay hatları dikkate alınmalıdır. Kaçak yapılaşmaya asla müsaade edilmemeli ve doğru kentsel dönüşüm projeleri yapılmalıdır. Deprem sonrası için yeterli kriz yönetim planları oluşturulmalıdır. Daha fazla toplanma yeri ayrılmalı, bu niteliğe geçebilecek yeşil alanların korunması sağlanmalıdır.

JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI GÜNEY MARMARA ŞUBESİ BAŞKANI ENGİN ER

Ne yazık ki depremlerden gereken dersleri çıkarmadık. Bu konuda bazı çalışmalar yapıldı ama bunlar yeterli değil. Her yıl değişen yönetmelikler, bu konuda tam kararlı olmadığımızı gösteriyor. Gerek Bakanlık ve Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan değişiklikler, gerekse de ilçeden ilçeye farklılık gösteren uygulamalar bunun en güzel örneğidir.

Şehrimizde kentsel dönüşüm uygulamaları depreme yönelik değil, ranta dönük yapılıyor. Halbuki kent genelinde bütüncül bir plan yapılması, Bursa’nın depremsellik anlamında masaya yatırılması, fay hatlarının, heyelan alanlarının ortaya konması lazım. Bu planlamadan sonra ister ada bazında, ister parsel olarak, isterseniz de mahalle bütününde kentsel dönüşüm projelerini uygulayabilirsiniz. Bizce kentsel dönüşüm kısa, orta ve uzun vadeli planlar çerçevesinde yapılmalıdır.

Marmara Denizi’nde yaklaşık 7,6 büyüklüğünde bir deprem bekleniyor. Bu olası depremden sadece İstanbul değil, Marmara Denizi’ne kıyısı olan bütün şehirler etkilenecek. İstanbul’da buna yönelik bir takım planlamalar yapılıyor fakat Bursa’da bu tarz çalışmalar göremiyoruz. Yaşanacak olası depremde, can ve mal kayıplarının önüne geçmek için planlamaları ve çalışmaları bir an önce hayata geçirmemiz lazım.

Bursa, Türkiye’nin önemli bir sanayi şehri. Olası bir deprem hem can kayıplarına sebep olacak hem de ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar doğuracaktır. Ne yazık ki OSB’lerdeki fabrikalarda denetimler layıkıyla yapılmıyor. Bu binaların bir an önce ciddi anlamda denetlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

İMSİAD YK BAŞKANI MUSTAFA ANDIÇ

Ülkemizde söylemden eyleme geçirmekte en çok zorlandığımız konulardan biri depremle yaşamayı öğrenmektir. Bunun için de, deprem dayanımı yüksek yapılaşma, gerektiğinde bir takım kısıtlamalar, gerektiğinde de bir takım teşviklerle arzu ettiğimiz seviyeye ulaşabileceğimizi düşünüyorum. Dolayısıyla, ülkemiz ve vatandaşlarımızın güvenliği için adeta bir milli güvenlik sorunu olan deprem gerçeği ve deprem dayanımı yüksek yapılaşma konusu, tercihe bırakılamayacak bir konudur. Bunun için üzerimize düşeni hayata geçirmek, hem müteahhit hem de sanayici üyelerimiz için İMSİAD olarak en önemli gördüğümüz konulardan birini teşkil etmektedir.

Deprem sonrasında oluşacak krizi değil, şimdiden deprem riskini doğru yönetebilmek için Bursa Valimizin önderliğinde, kamu, akademik odalar, üniversiteler ve STK’ların katılımıyla bir “Kentsel Dönüşüm Kurulu” oluşturulması önerisinde bulunduk. Bu kurulun çalışmaları neticesinde gerçekçi bir rapor oluşturulabilir. Bu çerçevede 1855 yılından bu yana büyük bir deprem gerçekleşmemiş olan Bursa’mızda “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği”ne uygun bir yapılaşmayı sağlayabilmek büyük bir önem taşımaktadır.

Çünkü şehrimiz ve ülkemizdeki yapı stokunun büyük çoğunluğu mühendislik hizmeti almaksızın ve depreme karşı dayanıksızdır. Bu nedenle son yıllarda ülkemizde kentsel dönüşüm en önemli gündem maddesi olmuştur. Yapılacak kentsel dönüşümün tekrar dönüşüme ihtiyaç duyulmayacak şekilde yapılabilmesi ise ancak güncel deprem teknolojileri kullanılarak yapılmasından geçmektedir.

İMSİAD olarak bu çerçevede, Bursa’mıza ve ülkemize daha nitelikli yapılar kazandırabilmek için deprem dayanımı yüksek teknolojileri son derece önemli görüyor ve önemsiyoruz. Bu nedenle, 1999 depremi sonrasında Bursa’mızda deprem tehlikesinin önlenmesi için sivil inisiyatifle yapılmış olan ilk çalışma İMSİAD tarafından gerçekleştirilmiştir. Burada gerçekleştirdiğimiz Deprem İzolasyonu Çalıştayı’nı BTSO ev sahipliğinde 14.02.2017 günü üniversitelerimiz, akademik odalarımız ve Bursa Büyükşehir Belediyesi temsilcileri ile birlikte gerçekleştirdik.

Ülkemizde deprem tehlikesine karşı atılan en doğru adımlarından biri olan Sağlık Bakanlığı’nın 2013 yılında yayınladığı genelge ile ülkemizde 1. ve 2. derece deprem bölgelerinde 100 yatak ve üzeri bütün devlet hastanelerinde deprem yalıtımı uygulanması zorunlu hale getirilmiş olmasıdır. Deprem yalıtımının kullanımında Sağlık Bakanlığınca yapılan örnek uygulamanın, öncelikle okullar, ardından da konutların ve fabrikaların yapımında da yaygınlaştırılması büyük önem taşımaktadır.

Böylelikle tıpkı Japonya’da olduğu gibi kendi ülkemizde de, büyük depremleri bile küçük hasarlarla atlatabilmemiz için, deprem yalıtımını müteahhitlerimizden karar alıcılarına ve nihayetinde tüm vatandaşlarımıza benimsetmek durumundayız. Ancak ülkemizde deprem dayanımı yüksek teknolojilerin kullanımını zorlaştıran nedenlerden biri, bu teknolojilerin hem ürün olarak ithal, hem de test merkezlerinin yurtdışında olmasıdır. Bugün geldiğimiz noktada, yerli ürünlerin ve test merkezlerinin yaygınlaşmakta olması sevindiricidir. Diğer bir neden ise, deprem dayanımı yüksek yapılaşmanın bütün maliyetine müteahhitlerin katlanmak durumunda katlanmasıdır. Oysa ki ülkemiz ve vatandaşlarımızın güvenliği için adeta bir milli güvenlik sorunu olan deprem dayanımı yüksek yapılaşma konusunun tek kazananı müteahhitler değilken, bunun maliyete tek başına müteahhitler nasıl katlansın?

Deprem izolatörleri veya diğer deprem dayanımı yüksek teknolojilerin kullanımının teknik şartnamelere girmesi ve maliyetlerinin de muhakkak sadece müteahhitlere bırakılmaksızın kamu tarafından da teşvik edilmesi, ülkemizde deprem dayanımı yüksek yapılaşmanın artması için biricik yoldur.

Ancak burada, insanlarımızın konut satın alma tercihlerine baktığımızdaysa yapısal noktalardan ziyade yüzeysel detaylar üzerine yoğunlaştıklarını görmemiz, müteahhitlerimizi de yapısal teknolojilere yatırım yapmaları durumunda bu yatırımlarının karşılığını alabilir miyiz endişesini beraberinde getirmektedir. Artık vatandaşlarımız deprem gibi ciddi bir tehlike karşısında BTÜ “Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi’ gibi, üniversitelerimiz ve akademisyenlerimizin vatandaşlarımızın daha sağlam konutları tercih etmelerini sağlayacak çalışmalara yönelmelerini önemli görmekteyiz. Üniversitelerimizin Bursa’da vatandaşlarımızın deprem konusunda en sağlıklı bilgileri alabilecekleri en doğru mercilerden biri olduğuna inanıyoruz.

Ayıca hep konutların kentsel dönüşümü üzerinde durulsa da, malumunuz depremin gece gerçekleşeceğinin bir garantisi yoktur. Bu yüzden sanayi yapılarında da kentsel dönüşüm ihtiyacı, içerisindeki teçhizatın ve çalışan insan yoğunluğu hesaba katıldığında büyük önem kazanmaktadır.

Son olarak şunu da belirtmek isterim ki, 1999 depremi sonrasında özellikle kamu yapılarında yapılmış olan deprem güçlendirmesi işlemlerinin çok sağlıklı olmadığına inanıyorum. Çünkü çok teknik bir konu olan ve uzmanlık gerektiren deprem güçlendirmesi işi, çok yüksek kırımlarla ihale edilmiş ve istenilen kalitede yapılamamıştır. Bu nedenle henüz hala arifesinde olduğumuz kentsel dönüşümün nitelikli yapılaşma hedefinden kopmadan hayata geçirilmesini son derece önemli görüyoruz.

BURSA BETON GENEL MÜDÜRÜ BARBAROS ONULAY

Depremlerin günümüzde ve gelecekte de yaşanılması kaçınılmazdır. Burada önemli olan husus, depremle yaşamasını öğrenmek ve içinde yaşadığımız binaları depreme dayanıklı hale getirmektir. Ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yaşanan depremlerin günümüzde ve gelecekte de yaşanılması kaçınılmazdır. Depremi engelleyemeyiz ama depremin vereceği hasarı en aza indirecek çalışmalar yapabiliriz. Burada önemli olan husus, depremle yaşamasını öğrenmek ve içinde yaşadığımız binaları depreme dayanıklı hale getirmektir. Gerekli tedbirlerimizi alarak kurumlarımızla ve vatandaşlarımızla bir bütünlük içerisinde depreme her zaman hazırlıklı olmalıyız. Deprem kuşağında yer alan ülkemizin birçok bölgesinde çeşitli şiddetlerde depremler meydana gelmeye devam ediyor. Ülkemizin bu kadar büyük acıları bir daha yaşamaması için, toplumsal hafızamızı olumlu anlamda taze tutmaya ve bireysel bilinçlenmeye çok daha fazla ihtiyacımız var. Deprem gerçeğinin farkında olmak, bilinçlenmek ve çevremizi bilinçlendirebilmek; bundan sonra daha büyük acıları yaşamamak adına üzerimize düşen en büyük sorumluluğumuzdur. Bir yapıda seramik, boya, kaplama malzemeleri gibi dekorasyon unsurları, istenildiği zaman yıkılıp yeniden kolaylıkla yapılabilir. Ancak taşıyıcı sisteme ait unsurların sonradan değiştirilmesi çok güçtür. Olası bir doğal afette yapının içinde yaşayan insanları koruyan, taşıyıcı sistemin sağlamlığıdır. Betonarme bir sistemin depreme dayanıklılığını sağlayan unsurlar ise doğru proje, doğru malzeme, doğru uygulama ve doğru denetleme mekanizmalarıdır. Onun için biz diyoruz ki “beton hayatımızın bir parçasıdır.’’ Betonun niteliğini ortaya koyan dayanım ve maruz kaldığı çevresel etkilere direncin yanısıra yaygın kullanımı da deprem kuşağında bulunan ülkemizin dikkat etmesi gereken en önemli unsurlar arasındadır.  Bir yapının tasarımından sonuçlanmasına kadar geçen süreçte tüm ögeler ayrı ayrı öneme sahip olmakla birlikte, malzeme olarak beton özellikle 17 Ağustos Depremi’nden sonra en önemli unsur haline gelmiştir. Uygulanan yeni yönetmelikler hazır beton sektörünün de devreye girmesini sağlamıştır. Deprem sonrası bölgede yapılan çalışmalar ve uzman raporları incelendiğinde, yıkılan yapılar için mühendislik hizmetinin alınmadığı ve bununla birlikte malzeme kalitesinin yıkımda başrolü oynadığı ortaya çıkmıştır. Hazır betonun bir mühendislik altyapısı olmadan ve etik kurallara dikkat edilmeden üretilmesi durumunda, geçmişte yaşanılan tarifsiz acıların tekrar yaşanması kaçınılmazdır. Hazır beton firmaları “Üretici” olarak kaliteden sorumlu olmakla birlikte, standartlara uygun beton üretilmesi ve inşaatlarda doğru beton uygulamalarının gerçekleştirilmesi, “Uygulayıcı” ve “Denetleyici” mekanizmaların sağlıklı işlemesiyle sağlanabilir. Oturduğumuz evler, çalıştığımız ofisler ya da yaşadığımız tüm mekânların güvenliği, bu 3 faktörün doğru bir şekilde bir araya gelmesiyle mümkündür. Yeni yapıların söz konusu yönetmelikler kapsamında yapılması, olumlu bir gelişme olsa da, ülkemizde hala depremden önce yapılmış yapı stokları için endişe duymaktayız. Özellikle deprem öncesi yapılan binaların biran evvel elden geçirilmesi, yeniden yapılması ya da depreme dayanıklı hale getirilmesi zorunludur.

Kentsel dönüşüm projelerinin yavaşlaması bu yapıların güvenilir hale getirilememesinde de büyük bir engel teşkil ediyor. Acil olarak kentsel dönüşüm kapsamına alınması gereken yüzbinlerce yapı risk altında. Şu anda Türkiye’ de projesine uygun olmadığı tespit edilen 3 milyondan fazla yapı bulunuyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca bildirilen yenilenmesi gereken 6,7 milyon konut mevcut. Bakanlık tarafından açıklanan Kentsel Dönüşüm Eylem Planı ile 1,5 milyon konutun dönüşümünün 5 yıl içerisinde sağlanacağı ifade ediliyor. Yeniden bir deprem felaketiyle karşılaşmamak için depreme hazır bir vaziyette bu yapı stoklarının güvenilir hale getirilmesi gerekiyor.

Yorumlar (0)
29°
açık